“Ana” dili

Bu köşede "Öyle Geçer ki Zaman Teoman Duralı Kitabı" (Turkuvaz Kitap, 2020) adlı eserden evvelce söz ettim. Felsefe profesörü Teoman Duralı'nın "dil" konusunda ilgi çekici görüşleri var. Şöyle diyor: Herhalde yeryüzünde diline az önem veren, en az saygı gösteren, bu meyanda belki de hiç ilgi göstermeyen bir toplumuz. Yine bu, en iyi, kadında tezahür ediyor. Ecnebiyle evlenmiş Türk kadınının çocuğu Türkçe bilmez, Arap ülkelerinde, Avrupa'da, Amerika'da gördüm. Rus kadını, dünyanın neresine giderse gitsin, kiminle evlenirse evlensin çocuğu Rusça bilir.
Hatta size daha ilginç bir şey söyleyeyim, Kürt kadının çocuğu Kürtçe bilir. Yanlış hatırlamıyorsam Yaşar Kemal'in annesi Kürt'tü ve o, Kürtçe bilirdi. Bu bir istisna da değil. Annesi Kürt olanların, benim tanıdıklarımın, rastladıklarımın hepsi Kürtçe bilirler.

ABDÜLHAMİT VE TÜRKÇE
Teoman Duralı İttihatçılar'da Türkçülük sezgisinin oluşmasında Abdülhamit'in rolünden bahseder ve derki: Bu sezgi Abdülhamit'in aşıladığı bir duygu. İstiklal harbinin kahramanları hep Abdülhamid ürünü adamlardır. İyi, kötü Abdülhamit zamanında ortaya çıkmaya başlayan bir Türklük bilinci var. Abdülhamit, çok ilginç bir sentez kurmaya çalışıyor: Türklük bilinci ile İslam medeniyetini kavuşturma fikri. Bunda çok önemli bir adım da atıyor.
Türkçeyi, Osmanlı devletinin resmi bildirişme aracı haline getiriyor. Bütün Osmanlı coğrafyasında Türkçe hakim kılınıyor. Bunu bir vesileyle 1968'de, önceleri Ürdün dışişleri bakanı, o sırada Ürdün'ün Washington büyükelçisi olmuş benden çok yaşlıca bir büyüğümle, Kilyos'tan İstanbul'a gelirken Osmanlı üzerine ettiğimiz sohbetimizde öğrendim.
Ben genel geçer söyleme uygun olarak Osmanlı'yı kötülüyordum. Başını kaldırıp "O Osmanlı dediğin benim devletimdi.
Biz onunla yetiştik. Babam uyumadan önce Türkçe okurdu" deyince "nasıl?" diye sordum. "Basbayağı Türkçe okurdu; babamın ve dedemin dili Türkçe'ydi.
Anadilimiz Arapça kullanılan genel geçer dilse Türkçe'ydi. Abdülhamit'in işi bu.
Bildiğim tanıdığım bir bayrak vardır, o da al zemin üzerine ay yıldız. Ürdün'ün en üst noktasına gelmiş bir adamım, dışişleri bakanıyım; bana Ürdün bayrağının renklerini sorsan bilmem, kadının iç çamaşırı gibi rengarenktir" dedi. Hiç unutmadığım bir olay.

MİLLİ DURUŞ
Teoman Duralı'nın "milli" bir duruşu vardır. İstanbul Üniversitesi'nde felsefe doktorası yapmış fakat kadro sıkıntısı olduğundan ataması yapılamamaktadır.
Şöyle anlatır: O sırada doktoramın özetini, Kanada'nın Fransızca konuşma:
Kebek (Québec) eyaletindeki Trois-Rivieres Üniversitesine gönderdim.
Beğendiler. Kebek'e, yani Kanada'ya çağırdılar.
"Gel, buraca ders okut" dediler.
Bunu babama anlattığımda şöyle yan gözle baktı: "Buranın ekmeğini yedin, ilkokul birinci sınıftan bugüne değin bütün tahsilini burada gördün; şu fakir fukara millete kaça mal oldun, haberin var mı? Onlarsa hazıra konacak, tek kuruş harcamadan olmuş bitmiş birini işlerine koşacaklar, tam işte kapitalist sömürü kafası; sense yediğin ekmeğe tüküreceksin öyle mi!" dedi. Bunun üzerine Duralı Kanada davetini kabul etmez.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.