Karagöz ve tasavvuf

Karagöz, Türk halk zekasının bir ifade aracıdır. Halkımız hadiselerden komedi çıkarma konusunda üstün bir yeteneğe sahiptir. Osmanlı Türk topluluğu içerisine karışmış birçok kavim vardı. Rum, Ermeni, Yahudi, Arnavut, Acem, Laz, Kürt, zenci gibi. Karagöz oyununda bunların her birinin karakteristik duyuş, düşünüş ve davranışları ustalıkla canlandırılırdı. Bunların Türkçe’yi telaffuz edişleri hafif bir alayla dile getirilirdi.
Arnavut’un böbürlenmesi, Yahudi’nin para düşkünlüğü, Laz’ın öfkeli ve süratli konuşması, eğlenceli bir şekilde taklit edilirdi. Ama bu sebeple kimsenin aklına bölücülük, bir topluluğu küçümseme veya yüceltme düşüncesi gelmezdi. İmparatorluk içinde her bir kavim uyum içinde ve mutlu olarak asırlarca birlikte yaşayıp gelmişti.
Karagöz oyununun Bursa’da bir tasavvuf adamı olan Şeyh Küşteri ile başladığı kabul edilir. Kendisi hem ilim hem tasavvuf öğretirmiş. Öğrencileri bir gün, bu alemden, insandan bahsetmesini istemişler. Hazret ‘eyvallah’ demiş, başındaki sarığı çıkarıp bezini çözerek bir köşeye dört ucundan çivilemiş. Demiş ki:
“Burayı dünya kabul edin.” Arkasına bir ışık yakıp elini perdeye yapıştırarak demiş ki: “Bu da insanın cismidir. Bu yanan ışık ruhtur. Bu ruh insanların içinde oldukça bu dünyada gezerler, (ışığı söndürür) ışık sönünce ceset de kaybolur, yalnız perde yani dünya kalır.”

PERDENİN ARKASI
Karagöz sadece bir eğlence aracı değildi. Onun arka planında derin bir tasavvufi dünya görüşü vardı. Karagöz oyununda Şeyh Küşteri’nin yaptığı şudur: Bu oyunda cahil kimseler gördükleri fiil ve hareketleri perdeye yansıyan gölgeden ibaret sanırlar. İrfan sahipleri o görüntüleri kimin hareket ettirdiğini bilirler. Daha ileri seviyedekiler perdenin arkasında ne olup bittiğinin farkındadır.
Ken’an Rifai bu düşünceyi “Karagöz” adlı bir şiirde anlatır. Şiir şöyle başlar: “Şem’a yaktım perde kurdum gösterem zıll ü hayal / Karagöz’de söylenir amma misal-i ba-kemal”
Ona göre bu oyunda tam bir örnekleme yapılmaktadır. Perde fani, geçici olan dünya demektir. Arkasındaki ışık veren mum veya ampul ruhu temsil eder. Oyunlar ve oyuncular çeşitlidir. Ama oynatan, söyleyen, öldüren, güldüren ve ağlatan birdir, aynı kişidir, Karagöz ustasıdır.
Çocuklar için eğlenceli ve güldürücü bir oyundur. Ne ki, bir “hakikati” simgeler. O da şudur: İbret gözüyle bakarak her tarafta Hakk’ı görüp bilmek ve kalpten yabancı varlıkların suretlerini silmek gerekir.
Karagöz oyunundaki perde gazellerinin tamamında buna benzer tasavvufi görüşler konu edilir. Mesela Karagöz perdesinin görünüşte bir hayal oyunu, fakat gerçekte varlık aleminin hakikatini anlama ve görmeye misal olduğu söylenir:
“Cihana benzetip Şeyh Küşteri bu perdeyi kurmuş/ Müşabih eylemiş ecnasa tasviri ne dikkattir” Yani Osmanlı ülkesine gölge oyunu getiren Küşteri, Karagöz perdesini cihana, perdeye yansıttığı figürleri de bu dünyada yaşayan insan çeşitlerine benzetmiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.