Muharrem ayında, matem günlerindeyiz. Hz Hüseyin 10 Ocak 626 tarihinde Medine’de dünyaya geldi. Doğduğu zaman Hz. Peygamber, o güne kadar Araplarca pek bilinmeyen “Hüseyin” adını kulağına bizzat ezan okuyarak koydu. Hz. Hüseyin Muaviye’nin halifeliği zamanında kendini ibadete vererek zühd ve takvaya dayalı bir hayat sürdürdü. Muaviye’nin ölümü üzerine yerine gelen Yezid’e biat etmedi. Bu sırada Kufeliler Hz. Hüseyin’i halife kabul ettiklerini bildirdiler fakat sonradan Yezid’in baskısıyla vazgeçtiler . Bu son durumdan haberdar olmayan Hz. Hüseyin Kufe’ye hareket etmeye karar verdi. Geri dönmesini söyleyen dostlarına rüyasında Resulullah’ı gördüğünü ve ister lehine ister aleyhine sonuçlansın başladığı işi tamamlamakla emr olunduğunu söyleyerek geri dönmedi.
Yezid’e bağlı askerler onu takip edip Kerbela’da sıkıştırdılar. O sırada dönmek istediyse de bu defa düşman izin vermedi. Fırat nehriyle irtibatı kesilmiş, çöl sıcağında susuz ve ümitsizlik içindeki Hüseyin’in ya Yezid’in isteğine boyun eğmesi veya cezalandırması istendi. KERBELA ŞEHİTLERİ 10 Muharrem cuma günü çatışma vuku buldu. İlk okun atılması üzerine başlayan savaş birbirine denk olmayan kuvvetler arasında tam bir dram şeklinde devam etti. Hz. Hüseyin’in savaşa başlarken yirmi üç süvariyle kırk piyadeden oluşan askerleri kısa sürede azaldı. Karşılarında bir ordu vardı. Savaşın sonlarında artık sıcak ve susuzluktan bitkin hale düşen bu az sayıdaki insanın başında cesaretle dövüşen Hz. Hüseyin’e Şemir’in emriyle her taraftan hücum edildi.
Atının daha çok oka hedef olmaması için yere inmişti. Bir talihsiz asker Hz. Hüseyin’e önce bir mızrak saplayıp onu yere düşürdü, sonra da başını kesti; oradakiler de cesedi ni soyup her şeyini aldılar, ardından da çadırları yağmaladılar. Bu arada Hz. Hüseyin’in hasta yatağındaki oğlu Ali Zeynelabidin öldürülmek istendiyse de Ömer b. Sa’d buna engel oldu. Şehidlerin cesetleri ertesi gün Beni Esed mensuplarının ikamet ettiği Gadiriye köylülerince toprağa verildi. Bugün orası Kerbela adıyla kutsal bir şehirdir. EHL-İ BEYT SEVGİSİ Ehl-i beyte muhabbet onların yoluna gitmekle olur. Yoksa imanım Ali, medet ya Hüseyin demekle değil… Onların isrine, yoluna gitmek de onlara muhabbetle olur. O muhabbet de manevi yakınlık ile olur, Bu konuda simitçinin hikayesini bilirsiniz.
Bir Muharrem ayında Edirnekapısı’ndaki bir dergahta Kerbela şehitleri için mersiye okunuyormuş. Adamın biri dergahtan çıkıp da kapı önünde sıradan bir simitçinin durduğunu görünce: İçeri gelsene arkadaş! Burada her sene Hazret-i Hüseyin için mersiye okunur, beyhude yere orada durma, biz dinliyoruz gel sen de dinle! demiş. Bu davet karşısında simitçi: Ya!.. Hazret-i Hüseyin için mersiye okunuyor da siz duruyor, dinliyorsunuz öyle mi? demiş ve Aman ya Hüseyin! diye bir sayha atıp düşüp ölmüş. İşte Eh-i Beyt muhabbeti… Sana, Hazret-i Hüseyin için değil ölüm teklif etmek, sigara içmeyi bırak, hatta içtiğini yarıya indir! desem yine yapamazsın. Bir dumana esaretten kurtulamıyorsun, ötesini var kıyas et!” (Kenan Rifai, Sohbetler’den)