İzmir’in yeni müftüsüyle konuştum-1

Geçen hafta yeni atanan İzmir İl Müftüsünü ziyaret ettim. Dr. Mevlüt Haliloğlu 1963’te Çankırı Çaylıca köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, liseyi Bolu Gerede İmam Hatip Lisesi’nde (1983), üniversiteyi ise 1988 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladı. Burada öğrencim oldu. Diyanet İşleri Başkanlığında sırasıyla; Çankırı, Kastamonu ve İzmir’de İmam Hatiplik görevleri, Ankara Çamlıdere İlçe Vaizi, Ankara İl Vaizi, Diyarbakır Çüngüş İlçe Müftüsü, İzmir Kiraz İlçe Müftüsü, İzmir İl Müftü Yardımcısı, Avustralya Melburn Din Hizmetleri Ataşesi, Aydın Söke İlçe Müftüsü, İstanbul Kağıthane İlçe Müftüsü, Tekirdağ Çorlu İlçe Müftüsü, Adıyaman İl Müftüsü görevlerini yürüttü. Dr.

Mevlüt Haliloğlu, Şubat 2026’da İzmir İl Müftüsü olarak atandı. Akademik çalışma olarak Ankara İlahiyat’ta Hadis Anabilim Dalında Yüksek lisans, Dokuz Eylül İlahiyat’ta doktor (Dr.) ünvanını aldı. Radyo ve televizyon konuşmaları yaptı. Çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. “Hayata Yansıyan İnanç” isimli bir kitabı yayımlandı. İZMİR İSTANBUL’DAN ÖNCE FETHEDİLDİ İl müftümüz Dr. Mevlüt Haliloğlu ile yaptığım görüşmeyi 2 yazıda özet olarak vermek istiyorum. Müftü Bey’e önce “İzmir Dindarlığı” hakkında bir soru sordum. Cevapları şöyle: Türkiye’de genellikle İzmir dindarlığı hakkında olumsuz bir kanaat hakimdir. Ben İzmir’e 1983 yılında İlahiyat Fakültesinde okumak üzere geldim. Ve o günlerden beri de İzmir’le bağım bir şekilde devam ediyor.

13 yıl boyunca yaşadığım bu süre içerisinde aynı zamanda din görevliliği yaptım. İzmir’de bulunmadığım zamanlarda da İzmir’le bir şekilde ilgim devam etti. Tarihe bakarsak İzmir aslında İstanbul’dan önce fethedilmiş bir şehir. İzmir gerek iklimi, gerekse batıya yakın olması sebebiyle, adalardan Balkanlardan devamlı göç almış. Göçmenlerin kültürlerini buraya getirmeleri gayet doğal. Bu da sosyal ve kültürel hayata bir farklılık getirecektir. Şurası bir gerçek ki, İzmir’in kendine has bir hoşgörüşü var. Türkiye’nin muhtelif yerlerde görev yaptım. İzmir’deki bu hoşgörünün pek çok yerde var olmadığını söyleyebilirim. Ama İzmir’de benim gördüğüm şu: Halkın çoğunluğu dinle fazla ilgisi olmasa da camiye gelmese de, mesela bizim müftülerle hocalarla çok fazla yakınlığı olmasa da bu insanların dürüst, çalışkan, insan ilişkileri iyi olan, başkalarına değer veren kimseler olduğunu biliyorum.

Bunu yaşayarak gördüm. Belki İzmir insanının ibadetinde, namazında eksikler var. Belki cumadan cumaya camiye gidiyor. Belki bayramdan bayrama gidiyor. Ama bu insan genellikle yardım severdir. Bir yeri sorduğunuz zaman size yol gösterir. İkili ilişkilerde size daha kibar davranır. Daha hoş görülüdür. Daha sevecen bir yapı var İzmir’de. Sizin gibi düşünmediğini ifade ediyor ama hırçın bir karşılık vermiyor. İzmir halkının böyle bir güzelliği de var. (Devam edecek) İnsanlığın ‘sisli’ geleceği Trump’ın çantası Ankara’da açılacak