Bir rüşvet hikayesi

Aşki Efendi, Karaman’ın ilk nüfus ve tapu memuru idi. Namus-ı mücessem bir adamdı Onun “emin”, güvenilir özelliği sebebiyle devlet ona en hassas konuyu havale etmişti. Kendisini arazi emini yaptı (Günümüzdeki karşılığı tapu müdürü). Görevi sırasında, istese, çizgiyi aşsa, Allah rızasını unutsa her şeyi yapabilir, Karaman ve çevresinde bulunan kayıt dışı bütün arazileri kendisine veya istediği şahsın üzerine kaydedebilirdi. Bundan kimse rahatsızlık duymazdı. Çünkü kimsenin bildiği bir şey yoktu. Devletin adı kullanılarak her şey yapılabilir ve meşrulaştırılabilirdi.

Ama o düzgün çizgisini hiç bozmadı.
Faaliyetlerine resmivet kazandırılmaya başlanınca, babasından miras kalan 300 metrekarelik küçük bir arsayı bile ailesinin üzerine kaydetmedi. Hakkı olan bir meseleden feragat etti. “Yanlış anlaşılır” kaygısıyla bu kaydı gerçekleştirmedi. Bu özelliğiyle halk üzerinde olumlu bir etki bıraktı.

KAHRINDAN ÖLÜYOR
Bir sabah, her gün olduğu gibi namaz için kalktı. Hanımı yatağını topladı ve sabah lokmasını, çorbasını hazırladı. Bu sırada kapı vuruldu. Bir oğlan çocuğu, elinde bir kese ve bir torba ile ona bir haber getirdi:

“Aşki Efendi amca, babamın selamı var, bugün bizim köye keşfe gidecekmişsiniz.
Şu keseyi ve şu torbayı size gönderdi” dedi.
Aşki Efendi meseleyi anladı. Torbada ve özellikle kesede ne olduğunu tahmin edebiliyordu ve çocuğa şunları söyledi:
“Yavrum, babana selam söyle. Sen bu keseyi ve torbayı ona ver. Bugün sizin köyde olacağız, ben ondan alırım.”
Çocuk gittikten sonra, Aşki Efendi’nin keyfi kaçtı. Sabah lokmasını yarım bıraktı ve karısı Cemile Hanım’a üzgün, kırgın sesle:
“Hanım, şu topladığın yatağı yeniden ser hele…” dedi. Kendi kendine söylendi:
“Demek ki ben halka ‘rüşvet alabilir’ duygusunu vermişim ki, böyle dehşetli bir densizliğe cesaret edebiliyorlar…”
Yeniden serilen yatağa yattı ve bir hafta süreyle hiç kalkmadı. O haftanın sonunda da vefat etti.

AHLAK YAŞANIR
Yukarıdaki hikayeyi Kamil Uğurlu’nun “Arif Ağa’nın Tuz Değirmeni” adlı kitabından aldım. Bir kere de Aşki Efendi’nin torunu Sami Y. Ölçer’den sordum. Olay Karaman’da 1900’larda geçmiş olmalı.

Günümüzde dinden imandan çokça söz edildiği halde ciddi bir ahlak krizi yaşandığına dair yaygın bir kanaat var. Gerçekten epeyce rüşvet ve yolsuzluk söylentilerine tanık olmaktayız. Anlatılan olayın geçtiği günlerden bu yana ülkemiz maddi alanda çok büyük gelişmeler kaydetti. Zenginlik ve refah arttı. Teknolojik imkanlar alabildiğine çoğaldı ve hayatı kolaylaştırdı.

Yüz yıl önce ülkemiz yoksuldu, hayat hayli zordu. Ama insanımızın ahlakı daha düzgündü. İyi insanlar büyük çoğunluğu teşkil ediyordu. Zamanla kapitalizmle tanıştık. Çok da gerekli olmayan ihtiyaçlarımız arttı. Çeşitli yollarla hep daha fazlasına özendirildik. İnsanların ihtirasları, akıllarına ve imanlarına baskın çıktı.
Sonunda dini de maddileştirdik, şekilciliğe boğduk. Dinin en önemli amacı olan ‘yaşanan ahlak’ı unuttuk.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.