Bulanlar arayanlardır

Mustafa Kutlu’nun son kitabını anlatıyorduk. Mistik-tasavvufi arayışlar içindeki Nur’un hikayesine devam ediyoruz:
Zihnini kurcalayan sorulara cevap bulamamak gittikçe sıkıntı vermeye başladı. Uykuları kaçtı. Bir arkadaşı ile psikiyatriste gittiler. Adama derdini anlattı. Ağzı pipolu, kelebek kravatlı, askılı pantolonlu, dalgacı bir adamdı. Doktor: “Sizinkisi kriz-entelektüel, size bir ilaç yazacağım, ne kabus kalacak ne uykusuzluk” dedi. Nur sordu: “Peki benim sorularım ne olacak?” Cevap: “O benim işim değil.” Yazdığı ilaç Nur’un kabuslarına iyi geldi.
Ama kafasındaki sorular bitmemektedir. Arayışına devam eder. İmkan bulduğu her yerde, açık tekke arar. Acaba nasibi olan mürşid-i kamil nerededir? Anadolu’nun çeşitli yerlerini dolaşır.
Bir ara babasıyla dertleşir. İnşaatçı olan babası şöyle der: “Üzülme kızım, bulursun. Biz iyi bir sıvacı arıyoruz, zor buluyoruz. İnsan-ı kamil bu, kim bilir nerede?”
Nur birisinin şu sözünü hatırlar: “Ara kızım ara, Aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır.”
Çelişik gibi duruyor ama cümle “aramak” fiiline vurgu yapıyor.

SONSUZA ULAŞMA
Her gittiği yerde kuşku ile karşılanan Nur, nihayet Konya’da bir ipucu yakalar. Karaman’da bir şeyh efendiyi tavsiye ederler. Nur, Karaman’ın yolunu tutar.
Şehrin dışında bir mekanda Beşir Efendi’yi bulur. Kısaca durumu özetler. Zengin bir ailenin kolejli kızı, bir mimar. Ama mistik problemleri var. Çok tekke gezmiş, çok şeyh görmüş, nasibini bulamamış. İnşallah burası son durak olur.
Beşir Efendi: “Ne istediğinizi biliyor musunuz?” diye sordu. Nur: “Bir büyük mütefekkirimiz ben yaştayken şunları söylemiş: “Her bakımdan sınırlı ve sonlu olan bu dünyanın ötesinde sonsuz ve sınırsız olanla nasıl münasebet kurabilirim?” Kendi derdinin de böyle olduğunu söyler.
Şeyhin tebessümü genişler, gülümser, bir ara beyaz dişleri görünür. Sevimli adam der ki: “Herhalde bu sorunun cevabını benden beklemezsiniz? Aradığınız şey düpedüz velayet. Ben ise fukara bir dervişim.”
Nur: “Olsun. Ben de gölgenizde kendimi bulmaya geldim. Lütfederseniz burada kalayım.” Beşir Efendi onu rahatlatır: “Elbette kızım. Lutuf ne kelime, ne haddimize. Şeref duyarız. Zaten boş bir hücre vardı orayı size tahsis ederiz. Nasip neyse o gelir.”

DERVİŞLİK
Şeyhin geniş bir ailesi, verimli toprakları, meyve ağaçları vardır. Oraları hep birlikte ekip dikerler. Ayrıca aile mesleği olan taş işçiliği ve tesbih imalatı yaparlar. Huzurlu ve mutlu bir ortamdır burası.
Nur, ailenin bir ferdi gibi olmuştur. Üzerine düşen işleri yapar. Bu arada şeyhin verdiği zikirleri, virdleri, tenbihleri uygular. Tam bir derviş olmuştur, mutludur.
Sonunda gördüğü bir rüya, onu İstanbul’a döndürür. Sevdiği delikanlının böbrek bekleyen ve diyalizle yaşayan kız kardeşine böbreğinin birini verecektir.
Ameliyat başarılı geçer. Fakat bir süre sonra Nur’da bir halsizlik görülür. Elleri sevdiğinin ellerinde, güzel gözleri bir daha açılmamak üzere kapanır. Nur, “Nur” olur.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*