Çocuk eğitimi

Bir çocuk babasında yahut anasında veya ailesinde tedrici (yavaş yavaş) ve usulü dairesinde terbiye görmezse bu hal o çocuğun bilahare şımarıp terbiyesini bozmasına sebep olur. Baba ve ana, o çocuğu şımarttığı için çocuğun sayacak ve çekinecek kimsesi kalmaz. Ve çocuk büyüdüğü zaman, aklı başına gelince, kalbi derin teessürlere dalar. Ve bu suretle de ahlakını tekemmül ettiremediğinden (olgunlaştıramadığından) ahlaksızlık içinde bocalar.

Bugün bana (anlatılan bir şeye çok üzüldüm.) Aileden bir çocuk, aşçı çırağı geçerken üstüne tükürmüş. Bunun kaç keredir vukuunu (olduğunu) işitiyorum. Aşçı çırağı da çocuğa terbiyesiz demiş. Bu sözü işiten babası hadisenin neden ileri geldiğini (incelemeden) aşçı çırağına bir tokat atmış. Etrafta bulunanlar kendisine aşçı çırağının bu sözünün, çocuğunun kötü muamelesinden ileri geldiğini ihtar ettikleri halde “Onlara yüz veriliyor, onların yanında çocuğum hırpalanıyor” diyerek iş görenlerin, hizmet edenlerin hizmetçiliğini yüzlerine vurarak ikinci bir pot kırmış.

Şimdi hadiseyi (düşünelim): Çocuğu için aşçı çırağını haksız olarak tokatlayan ve o biçareyi ağlatan babaya ne yazık! Herkesin onuruna nigehban (bekçi) olarak, göz dikmiş olan ilahi adalet buna razı olur mu? Kendi nazarında çocuğunu ne büyük, aşçı çırağını ise ne küçük görüyor. Allah nazarında ise ikisi de birdir. Aileden olan çocuğun, aşçı çırağının yüzüne tükürmesi doğru mudur? Babanın terbiyeyi kendi çocuğuna vermesi lazım gelirken, aşçı çırağını haksız yere bu muameleye maruz bırakmak doğru değildi.

Bu çocuk şüphesiz yarın öbür gün bundan daha fazlasını yapacaktır. Çünkü görüyor ki yaptığı haksızlığın hamisi, koruyucusu babasıdır. Bu sözleri kendisine söylesen bin dereden su getirerek, türlü türlü bahaneler bularak neticede de sözünün tesiri olmayacağından hiç olmazsa bu sahifeye yazdırmak suretiyle belki başkalarına faydası olur ümidiyle müteselli oluyorum (teselli buluyorum).

GÖRÜNÜŞE ALDANMAK
Gene Mesnevi-i Şerif’te bir hikayedir. Hocanın biri gayet büyük sarık sararmış. Hırsızın biri de imrenirmiş, ah dermiş, kim bilir bunun üstünde kaç arşın tülbent var, bir kapsam da kaçsam. Nihayet günün birinde dayanamamış, hoca efendi bir köşeyi dönerken sarığını kaptığı gibi kaçmış. Çözecek de o bezi satacak yahut kullanacak. Bir de ne baksın içi paçavra dolu değil mi. Üstünde bir sıra bez, içi paçavra dolu.

Hz. Mevlana bununla görünüşü kalıplı kıyafetli bilgili fakat içi çürük, berbat ve değersiz şeylerle dolu olan kimseleri teşbih ediyor. O senin dediğin hoca, hocalar, maalesef ve maalesef, gene onların da kabahati yok, biz öyle yetiştirdik. Sen sağlam bir din müessesesi kursaydın kırk senedir, onlar da bu cehaletle yetişmezlerdi. Kabahat onları öyle bırakanlarda. Başıboş bıraktılar. (…) Ben o zavallı cahil hocalara da kabahat bulamıyorum. Onları öyle yetiştirende kabahat.

Konya’da bir hoca varmış, vaaz ederken, (Mevlana Türbesine) arkasını dönerek otururmuş. Tasavvur edin. Hazret-i Mevlana gibi yedi yüz senedir yaşadıkça yaşayan ve yaşadıkça, seneler geçtikçe zindelik bulan koca bir sultana sırt çevirip de cemaate öyle vaaz ediyor. Sonra bu adam hoca. Onu yetiştiren zihniyeti öldürmek lazım.

(Samiha Ayverdi, Sen Onu Kaybettin ktabından)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*