Değerlerimizi tanımak

İzmir Türk Ocağı’nın 16 Mayıs’ta düzenlediği “Fikir Dünyamızı Aydınlatanlar” sempozyumu çok verimli geçti. Yusuf Akura, Fuat Köprülü, Osman Turan, Sabri Ülgener, Amiran Kutkan, Mükrimiz Halil Yinanç, Yahya Kemal Beyatlı, Rakım Elkutlu ve Ali Yardım hakkında bilgi verildi.
Konuşmacıların her biri güzel şeyler söyledi. Kendisini ilk defa dinlediğim Ali Birinci’den biraz söz etmek istiyorum.
Prof. Ali Birinci, tarih ve biyografi araştırmalarıyla meşhurdur. Kitap hastasıdır. Çeşitli yayınlar ve yakın tarihteki şahıslar hakkında çok sağlam bir hafızaya sahiptir. Üç yıl Türk Tarih Kurumu başkanlığında bulundu. Daha önce yazılarıyla ve gıyaben tanıyordum. Bu sempozyumda görüşmek nasip oldu. Zeki ve esprili bir insan. Sempozyumun değerlendirme bölümünde yaptığı konuşmadan bazı cümleler aktarıyorum:
Bir coğrafyanın vatan olması için önce onu sevmek gerekir. Ondan önce de bilgi bağı olmalıdır. Bilmezseniz sevemezsiniz. Bir toplumla bağ kurmanın ilk yolu, o toplumun yetiştirdiği değerleri tanımak ve onların farkına varmaktır. Ne yazık ki bu konuda bizim notumuz biraz düşüktür. Günümüzdeki değerlerimizi bile tanıma konusunda noksanlarımız var. İtalyan tarihçi Çipolla “Neşeli Öyküler” kitabında “Aptallığın Temel Yasaları” başlıklı bir yazısında bu yasaları şöyle sıralar:
“1. Aramızda zannettiğimizden daha fazla aptal dolaşmaktadır ve biz onların sayısını küçümseriz.
2. Aptallık bir insanın doğal özelliklerinden bağımsız bir özelliktir.
3. Aptallığın altın yasası şudur: Aptal bir adam, kendisine faydası olmadığı, hatta zararı olduğu halde başka insanlara zarar veren kimsedir.”
BİRBİRİMİZİ İNCİTİYORUZ
Bugün biz birbirimizi bakışlarımızla, ilgisizliğimizle eziyoruz. Aynı zamanı paylaşanlar arasındaki rekabeti anlarım. Hz. Mevlana Konya sokaklarında yürürken, birileriyle oynayan köpek yavrularını görür. Yanındaki biri “Ne kadar güzel oynaşıyorlar” der. Mevlana cevap verir: “Önlerine bir kemik at da ondan sonra seyret onları.”
Biz ise günlük hayatta bir kemik parçası, en ufak bir menfaat olmaksızın da birbirimizi incitiyoruz. Bunun sonucu şuraya varıyor: Çıkar çatışmamız bulunmayan kimselerin değerini bilemiyoruz.
Kıymetli adamları yeterince tanımıyoruz. Eser sahiplerinin hakkı yeterince verilmiyor. Tarihte otomatik bir kıymet bildirme makinesi yok, keşke olsaydı.
Bir de şu hatamız var: bir insanı değerlendirirken hataları ve günahlarıyla işe başlamamalıyız. Hatalarını sayacağız derken, iyi yönlerine, sevaplarına sıra gelmiyor. Bugün üniversitelerimizde Fuat Köprülü’nün yarı değerinde kimse yok. Burada anılan öteki ilim adamları için de aynı şey söz konusu.
Ali Yardım’ı Sivas’a geldiğinde tanımıştım, ben genç bir asistandım. Kendisi yürüyen bir nezaket, yürüyen bir ruh gibi, çok nazik bir kimseydi. Onu hemen sevdim. “Ehl-i dil Kalubela’dan beri dosttur” diye bir söz var, dostluğumuz sanki ezeldendi. Kendisi, hatırladıkça ruh huzuru duyduğum iyi bir insandı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*