Deprem bölgesinde bir din görevlisi -3

Depremzedelere yardım için gönüllü olarak Kahramanmaraş’ta 5 gün kalan bir din görevlisinin anlattıklarını vermeye devam ediyoruz. Hocamız anlatıyor: Yakınımızda hastane var, bir ara içine girdim. Ah o doktorlar, Allah onlardan razı olsun. Mesela ben doktor olamam, gördüklerimi içi kaldırmaz. Doktorlar canla başla çalışıyorlar, yaralılarla ilgileniyorlar.

Çocuk annesini kaybetmiş, babasını kaybetmiş, kimsesi yok. O doktorlar, o hemşireler o çocukları nasıl güldürüyorlar, onlarla bıcır bıcır nasıl konuşuyorlar!

TESELLİ BULANLAR

O sırada bir cenaze geldi. 30 yaşlarında iki hanım, birinin kucağında çocuk var ağlıyorlar.
Varıp yanlarına oturdum. “Ablacığım, nasılsınız, iyi misiniz, ben İzmir’den geldim, sizin bir kardeşinizim, var mı bir ihtiyacınız?” diye sordum. 800 lira kadar para hazırlamıştım, çocuğun cebine koydum. Kadın “Hocam, dedi, para verenler çok oldu, sen verme” dedi. “Olsun, dedim, bu da benden hediye olsun. Ben sana değil çocuğa veriyorum.” Çocuğu da öptüm. Bu ablalarla biraz konuştum, insanların buna ihtiyacı var. Bütün yakınları ölmüş, enkaz altından sadece bacısını çıkarmışlar.

Baktım bu kadınlar bitik vaziyetteler.
Onları teselli ettim, yüzlerini güldürdüm.
Dedim ki: “Ölen yakınlarınız şehit. Peygamberlerden sonra ikinci mertebede şehitler gelir. Allah’ın izniyle onlar da şehitler. Bizler inanmış kimseleriz. Her şey Allah’tan, sağlam duracaksınız. Elbette üzüleceğiz, elbette ağlayacağız. Bakın siz aklı başında kimselersiniz, dirayetli olun, metin olun. Sizin cenazeden daha beter cenazeler geliyor, paramparça olmuşlar. Elhamdü lillah sizin cenazeler gene iyi durumda.”

Kadın sonunda boynuma sarıldı, “Allah razı olsun” dedi. Bitkin haldeyken, baktım canlandı, kendine geldi. İnsanların bu tür konuşmalara ihtiyacı var.

ACIDAN ŞAŞKIN DÜŞENLER

Gördüğüm felaketzedelerin bir kısmının şuurları yerinde değildi. Tıpkı bir robot gibi, su verirsen otomatik olarak içiyor, yemek verirsen yiyor. Yemeyi, içmeyi, bunlara ihtiyacı olduğunu unutmuş. Birisi vardı, abisinin cenazesini getirmiş. Annesi, babası, yengesi, başka yakınları enkaz altındaymış. Onunla biraz konuştum, ‘Bak cenazeyi götüreceksin, orada defnedilecek. Tamam mı?’ ‘Tamam.’

Ben cenaze namazını kıldırdım. Baktım, adam karşıda şaşkın vaziyette duruyor.
Yanına vardım, para vermek istedim, almadı.
Kendisi mali müşavirmiş. Şehre gitmek istiyor fakat ne yapacağını bilmiyor. Bir arabayla gönderdim. Cenaze yakınlarından 10-15 kişi benim telefon numaramı aldı, arayacaklar.
Gencin biri bana öyle sarıldı ki, bırakmıyor.
Ben de ona sarıldım, birbirimizi iyice sıktık.
“Hocam Allah razı olsun, sayende kendime geldim, kendimi toparladım” dedi.

KÜPELERİNE KURBAN OLURUM

Diyanet mensuplarının hepsi çok fedakarca davrandılar, canla başla hizmet sundular.
Oraya gidenlerin hepsi gönüllü idi, isteyerek gitmişlerdi. Zaten o şartlarda, mecburi görevlendirmeyle gelen kimse bir şey yapamaz.

Kucağında çocuğunu getirip kefenlenmesini takip eden bir babanın yüz ifadelerini hiç unutamam. Ayrıca paramparça olmuş, kadın mı erkek mi olduğu belirsiz halde ölüler vardı. Mosmor olmuş, şişmiş, ceset torbasına sığdırılamayan hamile kadın cenazeleri geldi.

Bir dede 8 yaşındaki kız torununu getirmiş, cenaze çadırında görevli gassal (yıkayıcı) hanım çocuğun küpelerini dedeye verdi.
Adam küpeleri öpüyor, “Kuzum senin küpelerine kurban olurum yavrum” diyerek nasıl ağlıyor nasıl! Adamla sarılıp beraber ağlaştık.
“Hocam ben torunlarımı çok seviyorum, 2 torunum enkaz altında, sadece bunu çıkarabildik, Allah sizden razı olsun” dedi.

Emniyet amiri sandığım biri vardı. 13-14 yaşlarındaki çocuğunun cenazesini getirdi.
Ben öyle güzel, öyle sevimli, öyle tatlı simalı bir çocuk görmedim. Çocuğun üzerinde GS forması var. Babası dedi ki, “Hocam bunu bana verin, hiç olmazsa bununla teselli bulurum.” Formayı aldı, yüzüne, gözüne sürdü, başladı ağlamaya. Geldi yanıma, birlikte ağladık.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*