“En kritik günlerdeyiz”

960 ihtilalinde 18 yaşındaydım. O günlerde en önemli haber kaynağı radyo idi. Tek radyo vardı, o da devletindi. Demokrat Parti’nin son günlerini, Adnan Menderes’in heyecanlı nutuklarını kısmen hatırlarım. Radyo iktidarın sözcüsüydü. İhtilalden sonra askerlerin emrine girdi. Yassıada mahkemelerinin trajikomik sahneleri haber olarak verilirdi.

Gazete okumaya o günlerde başladım. Menderes’in idam resimleri açık artırmaya çıkarıldı. Yayın hakkını yüklü bir para ödeyerek Hürriyet gazetesi satın aldı. İdam sehpası fotoğraflarını gören milletin büyük çoğunluğu kan ağladı, gözyaşlarını içine akıttı.

İHTİLAL SONRASI

Türkiye gene en kritik günlerini yaşıyordu. Anayasa oylandı, seçimler yapıldı. İnönü’nün başkanlığında koalisyon hükümeti kuruldu. Daha sonra Adalet Partisi iktidar oldu. Kavgalar hiç bitmedi.

Türkiye en kritik günlerini yaşıyordu. 12 Mart 1971 muhtırası verildi. Ülke tekrar yeni bunalımlara girdi. Sağ-sol kavgaları memleketi kana buladı. 70 sente muhtaç hale geldik. Türkiye en kritik günlerini yaşadı.

Turgut Özal’ın Anavatan Partisi iktidar oldu. Ülke biraz nefes aldıysa da Körfez savaşıyla işler karıştı.

2001 kriziyle ekonomik hayat alt üst oldu. Bugünkünden katbekat ağır sıkıntılar yaşandı. Gene en kritik günleri yaşadık.

YENİ KRİZLER

Ak Parti iktidarları döneminde nispeten istikrar yakalandı. Fakat PKK zulmü, terör eylemleri hiç bitmedi. 15 Temmuz darbe girişiminde Türkiye ölümden döndü. Bu süre içinde de “Türkiye çok kritik günlerden geçiyor” sözünü pek çok kere duyduk. 16 yıllık gazete haberleri ve köşe yazıları taransa, bu gerçek ayan beyan görünür.

Bugünlerde gene en kritik günlerdeyiz. Dolardı, dövizdi, Suriye karmaşasıydı, Amerikan baskısıydı, mültecilerdi, pahalılıktı derken gerçekten zor şartlar içindeyiz.

Bütün bunları neden özetledim? Aslında dünyada uzun süreli huzurlu, güllük gülistanlık dönemler yoktur. Dünyanın düzeni böyledir. Habil-Kabil’den beri insanlar birbiriyle kavgalıdır.

Buna rağmen dünya yaşanmaya değer. Etrafımızda çok iyi şeyler de vardır. Sevgi, şefkat, merhamet de var.

DİKEN VE GÜL İÇ İÇE

Metafizik açıdan bakarsak “Celal” ve “Cemal” iç içedir. Niyazi Mısri’nin deyişiyle, nerde bir gül açsa yanında diken de görülür. Ama arif (Hakk’ı bilen) kişi, Celal içinde bile Cemal’i görür; dikenler arasındaki gülü fark eder.

Evet, her devrin sıkıntıları vardır. Şurası bir gerçek ki, başlangıç olarak aldığımız 1960 senesine göre, 2018’de ülkemiz çok daha iyi durumdadır. Aksini düşünmek nankörlük olur.

Millet olarak elbette daha iyi seviyede olabilirdik, olmalıyız da. Bunun için ah vah edip hayıflanmak yerine daha olumlu, daha yapıcı ve ümitli olmak gerekir. O hikmetli sözü tekrarlayalım: “Tanrı’nın gülü dikenli yarattığından şikayet etmek yerine, dikenler içinde gül yarattığına şükretmeliyiz.”

Meşhur levhadaki sözle bitirelim: “Bu da geçer ya Hu..”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.