Kültürümüzde Ramazan

Kültürün oluşmasında dinin yeri ve ağırlığı büyük önem taşır, bu sosyolojik bir gerçektir. Bizim kültürümüz de geniş şekilde İslam dininden etkilenmiştir. Mesela Ramazan ayı dini atmosferin en yoğun biçimde hissedildiği zaman dilimidir.
Bu ayda insanlarımızın büyük çoğunluğu kişisel olarak dini uygulamaları arttırır, bu yöndeki hisleri daha derinden yaşama çabası içine girerler. Bu durumun topluma yönelik yansıması ise daha belirgin şekilde görülür. Karşılıklı ziyaretler artar. Yardımlaşma en ileri boyutlara ulaşır.
Ramazan ayının dini ve sosyal hayatımızda silinmez damgaları vardır. O, kültürümüzün önemli bir parçasıdır. Her ramazanda güzel vatanımızın bütün ufkunu dini, manevi bir atmosfer kuşatır. Bu, herhangi bir zırlamayla değil, kendiliğinden oluşur. Sanki bir Ramazan maneviyeti her yerde hissedilir.
Son senelerde biraz abartılı olmaya başladıysa da, televizyonlar, radyolar ve gazeteler yayınlarında Ramazanın kudsiyetine iştirak ederler. Bazı eğlence yerleri ve meyhaneler tatile girer.

BİLMECELER
Kültürümüzde Ramazanın etkisi büyüktür. Şiirimizde, edebiyatımızda, bilhassa şifahi kültürde, Ramazan ve oruç çok canlı bir unsurdur. Ramazan manileri, Ramazan fıkraları, bilmeceler bulunmaz güzellikler taşır.
Yakın zamanlara kadar bilmecelerimiz önemli bir kültür bağı oluştururdu. Mesela biri sorardı:
-Bir tabak yemişim var; yarısı yenir, yarısı yenmez, bil bakalım nedir?
Cevap: Oruç! idi. Bir başkası sorardı:
-Gökten bir elma düştü, on iki parçaya ayrıldı. On birini yediler, birine hayır, dediler?..
Cevap: Ramazan!..
Eskiden şimdiki gibi muntazam takvimler yoktu. Ayları günleri hesaplamak kolay bir iş değildi. Böyle bir Ramazan ayında Nasreddin Hoca kendi kendine der ki: “Bir müddet sonra ayın kaçı oldu? diye sorarlar, bilemeyebilirim. İyisi mi her gün çömleğe bir taş bırakayım da soran olunca, taşları sayıp cevap veririm.”
Hoca bir çömlek alır, her gün içine bir çakıl taşı koymaya başlar. Bunu farkeden şakacı biri, gizlice çömleğe bir avuç çakıl taşı bırakır. Tam o sıralarda birisi: “Bugün Ramazanın kaçı hocam?” diye sorar. Hoca, “bekle” der, gidip çömleğe bakayım.
Gider, çömlekteki taşları sayar. Görür ki 70 tane. “Ay bu kadar uzun olamaz” diye düşünür; gelir adama der ki: “Bugün ayın otuz beşi.” Adam: “Hocam ay 35 gün olur mu?” der. Hoca: “Sen gene şükret” der. “Çömlek hesabına baksaydık bugün ayın yetmişiydi!.”

MEVLANA’DA ORUÇ
Hz. Mevlana şöyle düşünür: Oruç, ağzı bağlamaya karşı gönül gözünün açılmasına yarar. Can gözünün açılması, bedeni güçleri etkisiz hale getirmekle mümkün olur. Gönül gözü kör olanları hiçbir ibadet aydınlatamaz.
Şöyle der: “Oruç hamama benzer, bütün kötülüklerden, içini dolduran yiyeceklerin pisliklerinden seni yur ve arındırır.” Hayırlı Ramazanlar dilerim.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.