ŞERİAT, TARİKAT, HAKİKAT

Şeriatte şu senindir bu benim, tarikatte hem senindir hem benim, hakikatte ne senindir ne benim.” Ben bu sözü ilk defa rahmetli Turgut Özal’dan 80’li yıllarda işittim. Bu ifade her şeyden önce tasavvuf e inanışı içinde geçerli olan bir ölçüdür. Önce kavramlar üzerinde duralım.

Şeriat denince dindeki zahiri hükümler, hukuki kurallar, insanın bedeni ve dünyası ile ilgili hususlar hatıra gelir. Tasavvuf inanışında beden ve dünya ile ilgili zahiri ve şer’i hükümlere şeriat veya fıkıh, kalb ruh ve ahiretle ilgili deruni hükümlere hakikat denir.

Tarikat: Sözlükte “gidilecek yol, izlenecek usul, hal ve gidiş” anlamına gelir. Tasavvuf terimi olarak tarikat “Allah’a ulaşmak isteyenlere mahsus adet, hal ve davranış” demektir. Tasavvufta tarikat, insanların manevi kabiliyetlerini geliştirmek için kurulmuş dini-manevi yoladenir.

Hakikat: Tasavvufta hakikat terimi “zahirin ardındaki örtülü ve gizli mana, dini hayatın en yüksek seviyede yaşanarak ilahi sırlara aşina olunması” gibi anlamlar ifade eder. Bu ise dini hükümlerin maksat ve hikmetine uygun biçimde yorumlanması, eksiksiz uygulanması ve yaşanması demektir.

Hakikat, “tasavvuf” anlamında da kullanılır. Hakikat ilmi tasavvuf, şeriat ilmi fıkıhtır. Hakikatle şeriat bir paranın iki yüzü gibidir. Hakikatsiz (özsüz, anlamsız) şeriat makbul değil, şeriatsız hakikat ise batıldır. İkisi arasında tam bir uyum vardır. Şeriat bir ağaç, hakikat onun meyvesidir.

Şeriat dinin şekli, tasavvuf ruhudur. Şu örnek önemlidir: “Şeriat, sanki vücudu kaplayan deri. Onu sıyır, altından cılk et çıkar ve kısa zamanda da vücudda kokuşan yaralar görülür, sağlık gider, hatta hayat biter.”

Ayrıca şu benzetmeler de vardır: Şeriat cevizin dış kabuğu, tarikat iç kabuğu, hakikat ise yenen kısmıdır. Cevizi muhafaza eden kabuğudur. Kabuktan maksat, şeriattır. Şeriat olmazsa, içindeki hakikat meyvesini yiyemezsin .

Sonuç olarak bu söz şunu demek ister. Dinimizde mülkiyet hakkı vardır. Aynı zamanda hukuk demek olan şeriat ölçülerine göre herkesin malı, kazandığı kendine aittir, onu istediği gibi tasarruf edebilir. Senin malın senin, benimki benimdir.

Tasavvuf bir manevi olgunlaşma yoludur. Tarikat bunun kurumlaşmış şeklidir. Bu yola giren kimse bencillikten, cimrilikten kurtulup diğergam ve cömert olmaya çalışır. Sonunda kendi şahsi malından gerektiği durumda başkalarını da faydalandırır ve bunu seve seve yapar. Buna göre onun malı hem kendinin hem de başkalarının sayılır. Paylaşmak güzeldir.

Tasavvuf yolcusu, nefis eğitiminde ilerleyerek sonunda öyle bir noktaya ulaşır ki, kainatta gerçek varlığın Hak Taala olduğunu, dolayısıyla her şeyin sahibi ve malikinin O olduğunu idrak eder. Anlar ki bizler bir emanetçiyiz; eşya mal mülk, dünya varlığı hakikatte hiçbirimize ait değildir. Her şey O’nundur.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.