Şifacı Hala

Bir önceki yazıda Karaman’lı entelektüellerin hayat hikayelerinden oluşan Toprak Damlı Evlerin Çocukları adlı kitaptan söz etmiştim. Emekli Kurmay Albay Cemil Şenalp’tan bir hatıra özetleyeceğim.

Adı geçen kitapta Şenalp anlatıyor: Halam aynı zamanda bir “kadın şifacı” idi. Belki de halam hastalarına bir nevi homeopati (bedeni kendi iyileşme gücünü harekete geçiren, tetikleyen bir şifa yöntemi) uyguluyordu. Yoksa halam, hani Kur’an’ın “Felak” suresindeki şu “düğümlere üfleyen” büyücü kadınlardan değildi.

“Halamın koyu kırmızı bezden bir örtüsü, bir de ağrıyı kesmek çağrışımı ile ilgili kesici bir aleti; kör bir bıçağı vardı. Yüzü buruşuk bir inciri anımsatan halam, hastanın illetli olan yerine kırmızı örtüyü örtüp, bıçağı bastıra bastıra, dişleri tümden dökülmüş ve bir torba gibi büzülmüş dudaklarında bilinmez bir duanın (Felak ve Nas sureleri) kıpırtılarıyla, gözleri kapalı kendinden geçerek, örtünün üzerinde gezdirirken, sanki hastalarının yüreğini yavaşça çıkarıp gaz lambasının isli şişesini silercesine temizlerdi. Sonra gözlerini açar ve Tanrı soluğu gibi akça, gizli gizemli temiz nefesini koyuverir, hastanın illetli yerine üflerdi. Hayatın ritmini dualar veriyordu. Tören sırasında hiç kimse konuşmaz ve kımıldamazdı. Ayrılırken de gelenler getirdikleri bal, yoğurt, yumurta, peynir, tavuk vb. şeyleri bırakır giderlerdi.

“Yıllar geçmiş, emekli olmuştum. Karaman’da ilkokul öğretmenim rahmetli Fuat Bey’in benden büyük kızı Samiye abla Kuzguncuk’ta oturuyordu. Zaman zaman ziyaretine giderdim. Yılancık hastalığına yakalanmış; ayakları kütük gibi şişmiş, yürüyemiyordu. Nice doktorlara gitmiş, kutularla ilaç içmiş ama fayda etmemiş. Bana bir şey söyleyemedi ama küçük teyzemden, ayaklarını okuyup üfleyip bir “kıyıvermemi” istemiş, ricada bulunmuş. Teyzem bu durumu bana iletti. Şaşırdım kaldım ve günlerce direndim. “Rüzgârlar bile Allah’ın nefesidir” şeklindeki peygamber hadisleriyle karışık yalvarıp yakarmalarına, ağlayıp sızlamalarına sonunda dayanamayarak “kerhen” kabul ettin. Çünkü kendisini çok severdim. Üç gün art arda, halamın yöntemleri ile zavallı kadının ayaklarını okudum, üfledim. Bir müddet geçtikten sonra kadın iyileşip, yürümeye başlamasın mı? Bende de bu konuda bir umut bir heves doğmasın mı?”

DUANIN GÜCÜ

Cemil Şenalp’ın yazdıkları burada bitiyor. Çocukluğumdan hatırlıyorum, benim baba annem de bazen insanların ağrıyan yerlerini kıyardı. Yukarıda anlatıldığı gibi onun kırmızı örtüsü yoktu. Belindeki kuşağının arasında taşıdığı eski bir bıçağı ağrıyan yerlere bastırır ve bir şeyler okurdu.

Pozitivist düşüncenin hakim olduğu günümüzde bu türlü şeylere inanmakta zorlanırız. Nitekim Cemil Şenalp da bu işlemi “homeopati” yani kendi ifadesiyle “bedenin kendi iyileşme gücünü harekete geçiren, tetikleyen bir şifa yöntemi” olarak açıklamak ister.

Ben ise olaya şöyle bakıyorum: İnsan maddeden ibaret değildir, onun bir de manevi yönü vardır. Manevi yön bazen maddeden bile güçlü olabilir. Kuvvetli inançlar beden hastalıklarının iyileşmesinde etki sahibidir. Elbette tıbbi tedaviye başvurmak, ilaçları düzgün kullanmak gerekir. Bu arada inanç da devreye girerse iyileşme çabuklaşır. Dr. Alexis Carrel “Dua” adlı kitabında bunun yaşanmış örneklerini verir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.