“HAZİRELER HAZİNELERİMİZDİR”

Başlığı bir kitaptan ödünç aldım. M. Ozan Semerci, “İzmir’in Hazireleri” adlı kitabına bu üst başlığı koymuş.

“Hazire”nin anlamı: Cami, türbe ve tekkelerin avlusundaki küçük mezarlıklar. Yazar kitabında İzmir’deki sayıları pek az kalmış hazireleri tanıtır. Oralarda yatanlar hakkında bilgi verir.

ÖLÜM SON DEĞİL

Materyalist olmayan inançlara göre ölüm insanın sonu değildir. Ondan sonra da bir hayatımız vardır. İnsanoğlu sonsuzluktan hoşlanır. Ölümle birlikte her şeyin nihayete ereceğini düşünmek can sıkıcıdır. Ebedilik, süreklilik daha umut vericidir. Mezarlar insanda ebedilik duygusunu yaşatmaya yarar. Dirilerle ölenler arasında bağ kurar.

Çok kimse ölümden, kabristandan ürküntü duyar. Bizim kültürümüzde bunun çaresi bulunmuştur. Şehir mimarimizde mahalle içinde cami, mescit, türbe, dergah gibi yapılar vardı. Bunların çoğunda hazireler, hazirelerde kabirler ve kabir taşları olurdu.

Gelip giderken insanlar onları görünce durur, bir Fatiha okurdu. Adeta ölülerle diriler yan yana idiler. Böylece ölüm ve mezar ürkütücü olmaktan çıkmıştı. Aksine onların varlığından manevi güç almak söz konusu idi. Bu küçük kabristanlar servileri ve başka ağaçlarıyla, çevreye uhrevi bir serinlik verirdi.

Yahya Kemal’in ifadesiyle: “Ahiret öyle yakın seyredilen manzarada / O kadar komşu ki dünyaya duvar yok arada / Geçer insan bir adım atsa birinden birine / Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.”

SANAT ESERİ

Eski kabir taşları bir sanat eseri idi. Mermere ustalıkla şekil verilirdi. Kabir taşının şekline göre, altında yatanın bilgin mi, bürokrat mı, tekke mensubu mu, genç kız mı olduğu anlaşılırdı. Usta bir hattatın elinden çıkmış yazıları olurdu. Bu kabartma yazılar tarihe şahitlik ederdi. Mermerin dayanıklılığı, onları asırlar ötesine taşırdı.

Ne yazık ki bunların kıymeti bilinmedi. İstimlakler sonucu, çoğu parçalandı. Şanslı olan kabir taşlarından pek azı müzelerde yer bulabildi. Agora harabeleri alanında, çevredeki mezarlıklardan derleme bir yığın kabir taşı kalıntısı vardır. Gelişi güzel bir kenara yığılmış mahzun bekliyorlar.

İzmir Emir Sultan Dergahı’ndaki hazire en çok itibar gören yer idi. Bu durum 1925’lere kadar sürdü. Ölenin oraya gömülmesi bir ayrıcalıktı. “İzmir’de Türk Mührü” adlı kitapta buradaki mezar kitabeleri incelenir (Şenocak yayınları).

MEŞHURLARIN KABİRLERİ

Emir Sultan Haziresindeki bazı meşhur kimseler şöyle sıralanır: İzmir kadıları, valiler, bürokratlar, şeyhler, ünlü aile ve kişiler.

Uşakizadeler’den bir kısmı burada gömülüdür. Ünlü romancımız Halit Ziya Uşaklıgil’in dedesi ve başka akrabalarının kabirleri Emir Sultan’dadır.

Süleyman Ferit Eczacıbaşı (1885-1973) İzmir’in meşhur simalarındandır. Onun küçükken ölen oğlu (1916) Sedat’ın kabri de buradadır. Ferit Eczacıbaşı bu çocuğunun anısını hep yüreğinde taşıdı. İzmir’de bebek ölümlerini önlemek için modern bir merkez düşündü. 1960’ta “Sedat Eczacıbaşı Ana ve Çocuk Sağlığı Merkezi”ni yaptırdı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.