9 Eylül şehitleri

Yeşildere’den gelip Halkapınar’a dönünce 1558. sokağın başında Halkapınar Şehitliği bulunur. Bakımlı bir yeşil alanın ortasında mermer bir anıt yükselir. Üzerinde nefis bir sülüs hatla “Vatan ve Namus” yazar. Önünden hep araçla geçtiğimiz için dikkatimizi çekmez. Ancak milli bayramlarda ve 9 Eylül törenlerinde ziyaret edince hatırlarız. Oysa burası İzmir’in kurtuluşunda önemli bir noktadır.
Yunan ordusu 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etti. Şehir üç buçuk yıla yakın acı çekti. Artık sona yaklaşılmıştı. 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz ile düşman ordusu dağıtıldı. 2 Eylül’de askerlerimiz Uşak’a girdi. Türk birlikleri İzmir’e doğru ilerledi.
İzmir Hükümet Konağı’na Türk bayrağını dikmekle görevlendirilenlerden biri Yüzbaşı Şerafettin’dir. 9 Eylül sabahı, emrindeki süvari birliğiyle Bornova’ya girdi. Halkapınar’a doğru ilerledi. Mersinli’yi geçtiler, bir Ruma ait un fabrikasından ateş edilmeye başlandı. Dört erimiz şehit oldu. Hemen oracıkta gömüldüler. Birlik yoluna devam etti ve Konak’a ulaştı. Sonra oraya bir şehitlik yapıldı, şehit erlerimizin isimleri mermere yazıldı: Akşehirli Mehmet Çavuş, Antalyalı İbrahim Hakkı Çavuş, Nevşehirli Seyit Ahmet, İzmirli Veyis.

ANIT VE ŞİİR
Zaferler, acılar ve sevinçler edebiyatla, şiirle, anıtlarla hatırlanır. Halkapınar Şehitleri’nin hatırasını Necmeddin Halil Onan (1902-1968) ebedileştirdi. “Halkapınar” başlıklı bu şiir, geçen yıl yazdığımız gibi hemen o günlerde değil de daha sonra yazılmış olmalı. Burada yatan şehitler güzel İzmir’i görmeye doyamadan hayata gözlerini yumdu. Şaire göre o şehitlerin kanlarıyla işgal yıllarının kirleri temizlenmiştir. Bu sebeple onların hürmetle anılmaları gerekir.
Şiirin birkaç dörtlüğü şöyledir:
“İzmir’e ilk önce kavuşmak için/ Ön safta koşanlar burda yatıyor/ Bu anda duyduğun gururu, için/ Onların döktüğü kanla tadıyor.
Hürmetle an burda güzel İzmir’i/ Görmeye doymadan göz yumanları/ Yıllarca yurdunu kaplayan kiri/ Kanıyla gideren kahramanları.
Onların mübarek yüreklerinde/ Dinmeyen hasretin remzidir bu taş/ Kalbinin en aziz olan yerinde/ Bu ulvi tahassür yansın vatandaş.
Çırpınan gönlünle bu kabr önünde/ Bir derin ibadet huşuuyle sus/ Karşında duruyor işte o gün de/ Kurtulan eserler: “Vatan ve Namus.”

BİR EL Kİ
Sonrasını Server Ziya dile getirir:
“Otuz Ağustos/ Ufukta bir duman, bir toz/ Türk süvarisi yürüyor; uzakta/ Top sesleri homurdanmakta/ Köpük içinde, tere batmış atlar/ Bunlar at değil/ Ayaklı kanatlar.
Sisli tepelerde gölgeler boğuşuyor/ Gölgeler düşüyor, kalkıyor, koşuyor/ Süngüler parlıyor/ Eziyor, vuruyor/ Mehmetçik yeni Türkiye’yi yoğuruyor.
Bir el, Akdeniz’i gösteriyor/ Bir el ki, bütün cihana bedel/ Uçuyor atlar, Köpüklü kanatlar/ Kaçıyor gölgeler/ Eriyor mesafeler.
Dokuz Eylül, İzmir/ Sanki bir Gelincik tarlası/ İki sevgilinin kavuşması/ Gözler yaşlı, denizler sapsarı/ Sevinç içinde çırpınıyor, Akdeniz’in dalgaları”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*