İnsansız sanayileşme

Son aylarda ülkemiz doğal afetlerin pençesinde kıvranıyor.
Sel baskınları, toprak kaymaları karşısında aciz durumdayız. Özellikle sahil kesimlerimizdeki yangınlar yüreklerimizi yakıyor. Birçok yerde ard arda çıkan orman yangınlarının alevleri içimizi kanatıyor. Aşırı sıcakları, sabotaj dedikodularını, yetersiz söndürme faaliyetlerini konu edinen siyasi polemiklerin yol açtığı kara bulutlar ufkumuzu kapladı. Bu durum pek çok insanımızı karamsarlığa sürüklüyor.
Gidişat hiç de hayra alamet değil.
Dileğim bu olumsuz havanın kısa zamanda dağılmasıdır. İhtiyar dünyamız şimdiye kadar kim bilir kaç defa büyük alt üst oluşlar yaşadı. Ama son sarsıntılar daha zorlu geçecek gibi görünüyor.
İklim değişikliğinin olumsuz etkileri bütün dünyayı tehdit ediyor. Tabiata çok müdahale ettik. Doğal dengeyi bozduk ve bozmaya devam ediyoruz.
Hırsımız hep aklımızın önünde.

ÜRETİM VE TÜKETİM ÇILGINLIĞI

Sanayi devrimini insanlık coşkuyla karşıladı. Batı dünyası bu devrimin merkeziydi. Sonuçta orada zenginlik ve refah arttı. 1917 Bolşevik devrimi sonrası Stalin Rusyası da bu kervana katıldı. Stalin, daha çok pamuk üretme uğruna Hazar Gölü çevresini hoyratça kullandı. Böylece her iki ekonomi doğayı tahrip yarışının içinde yer aldı. Üretim çılgınlığı hem vahşi kapitalizmin hem Marksizm’in hastalığı oldu. Kapitalizm bu yolda daha önde gitti. Marksist Sovyetler Birliği’nin ürün yelpazesi geniş değildi.

Daha çok kazanmak için daha çok üretmek gerekir. Daha çok üretim daha çok tüketime bağlıdır. Tüketim ve israf ekonomisi olur mu? Oldu.
Hep ihtiyacımızdan fazlasını almak için reklam bombardımanına maruz kaldık. Bu üretim ve tüketim çılgınlığı sonunda olan oldu.

Hava kirliliği, su kaynaklarının kirlenmesi, bitki örtüsünün yozlaşması, ekolojik dengenin bozulması, iklim değişiklikleri bu hızlı büyümenin ve tüketim ihtirasının sonucudur.

Batı medeniyeti ve sanayisi ilan ettiği üstünlüğüyle kendisi dışındaki coğrafyalar ve ülkeler için de örnek oldu. Biz de kötü bir şekilde onu kopyaladık.

DOĞANIN İNTİKAMI

Nihayet acı sonuç ortaya çıktı.
20. asrın son çeyreğinde bu çılgın sanayileşme ve aşırı tüketimin çevreye verdiği zaralar görülmeye başladı. Bir takım önlemlere başvurulsa da iş işten geçmişti. Artık iklim değişikliği bütün dünyada etkisini göstermektedir.

Antarktika’da buzullar eriyor, bunun etkisi İskandinav ülkelerinde ve Sibirya’da hissediliyor. Sibirya’da orman yangınları görülüyor. Amerika’da, Avustralya’da çıkan orman yangınları haftalarca devam ediyor.
Almanya sele teslim oldu.

Bizim payımıza düşen de müthiş bir çevre kirlenmesi, su kaynaklarının, göllerin kuruması, denizlerdeki hayatın ölmeye yüz tutması, kuraklık, sel baskınları, heyelanlar ve orman yangınları oldu.

Çare ne? Prof. Dr. Kemal Sayar’ın ifadesiyle “ego sistemden eko sisteme” geçebilmektir. Bir sonraki yazıda bunun üzerinde duralım.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.