Unutmak ve hatırlamak

“Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” sözü yaygın. İnsan hafızasında unutma hastalığı vardır demek. Unutmak bir hastalık gibi görünse de aynı zamanda olumlu yönü de vardır.
“Zaman en iyi ilaçtır” ifadesi önemli bir gerçeği dile getirir. Nice dayanılmaz acıların, felaket anlarının en iyi tedavi aracı zamandır. Çok acı bir olayı yaşadığımız sırada tahammül gücümüz biter gibi olur, artık ben bu kadarına katlanamam diye düşünürüz.
Korkunç bir trafik kazası, bir yangın veya deprem, beklenmedik bir felaket en yakınlarımızı alıp götürür, bedenimiz hurdahaş olur, acılar içinde kıvranır hale gelebiliriz. O sırada belki ölsem de kurtulsam dediğimiz olur. Ama zaman içinde yavaş yavaş normal hayata döneriz. O acılar elbet bir iz bırakır, ama hayat devam eder.
İnsanoğlu tahminimizden güçlü ve dayanıklıdır. Hayata dört elle sarılırsa başarı kazanır. Hele inancı kuvvetliyse mutlu bile olur. Çevremizde bunun birçok örneğine rastlarız.
***
İnsanın mayasında iyiliğin baskın olduğunu hep tekrar ederim. Bunun bir örneği de hatıralarda görülür. Mehmet Kaplan şöyle der:
“Hatıralarda saadet vardır. Hayatın yaşanıldığı anda sıkıntı veren teferruat yavaş yavaş unutulur; muhayyilenin de yardımıyla geçen günler, bir altın çağ haline gelir. İhtiyar bir adam, çocukluk ve gençlik demlerinin acı taraflarını bile anlatırken tatlı tatlı güler.”
***
1956’da Yeni İstanbul gazetesinde edebiyatçı ve sanatçılarımızın “unutamadıkları anıları” yayımlanmış. Bunlardan biri de Şerif Muhyiddin Targan’a ait.
Ş. Muhyiddin Targan (1892-1967), Hz. Peygamber soyundan gelen, değerli bir müzik adamı, viyolonsel ve ud virtüözü. Safiye Ayla ile evliydi. Amerika’da konserler verdi. Irak’ta konservatuvar kurdu. Türk müziğine hizmeti büyüktür. Unutamadığı bir hatırasını anlatır:
Musikiye yeni başladığı çocukluk günlerinde, tatilini geçirmek için İstanbul Ömerli köyündeki çiftlikte bulunan Targan, zaman zaman musiki çalışmalarından sonra İrva nehrine giderken, emektar sofracıları Salih Ağa’nın melul mahzun baktığını görür. Sebebini sorduğunda kendisinin çaldığı kemandan çok etkilendiğini ve memleketini (Sivas) hatırladığını söyler. Targan ‘bu musiki memleketini ne bakımdan hatırlattı?’ diye sorduğunda Salih Ağa’dan aldığı cevap şöyledir:
“Köyde çocukların bir danası vardı. Büyük kemanınızın sesi bana o danayı hatırlattı.” Sanatının ilk kademesinde çaldığı viyolonselin Salih Ağa’yı ağlatması Targan’ın ruhunda adeta bir ateş olur:
“İşte o günden beri ne zaman sazımı elime alsam her zamankinden daha güzel bir ses çıkarmaya çalışır ve aynı heyecanı duyar gibi olurum.” (Türk Edebiyatı dergisi, sayı: 493)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.