Türk müslümanlığı ve Anadolu irfanı

Yasin Aktay ardarda çıkan üç köşe yazısında “Türk İslamı”, “Anadolu İrfanı” ve “Hanefi- Matüridi yorumu” kavramlarının yanlışlığından söz etti. Bunlardan ilk ikisi üzerinde durmak istiyorum.

Önce şunu belirteyim; “Türk İslamı” ifadesi uygun bir kullanım değildir.
“İslam” son ilahi dinin adıdır ve bir tanedir. Müslümanlık ise bu dinin uygulanış ve hayata geçiriliş şeklidir. İslam’ın inanç ve ibadet gibi ana esasları bir, tek ve sabit olmakla beraber, çeşitli milletlerin bu dini uygulayış üslubunda farklılıklar vardır. Onun için bir Türk Müslümanlığı, Arap Müslümanlığı, Uzakdoğu Müslümanlığından söz edilebilir.

Türkler arasında İslamiyetin kabulünden sonra, Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar uzanan bir coğrafyada, tarihsel süreç içinde İslam’ın yaşanma biçimi, aldığı görünümler ve yarattığı zihniyet için “Türk Müslümanlığı” ifadesi kullanılır.
Dünya üzerinde bugüne kadar var olmuş bütün dinlerin, siyasi ve ekonomik sistemlerin, farklı zaman ve mekanlarda yayıldıkça bir yandan insanları belli ölçüde kendi kalıpları içine sokarken, diğer yandan da kaçınılmaz bir şekilde onların niteliklerine uygun bir biçim aldığı bir gerçektir.

KUTSALA SAYGI
Türk Müslümanlığı dediğimiz uygulamada, mesela Araplarla kıyaslarsak, Kur’an-ı Kerim kitabına ve camilere daha büyük saygı duyulur. Gerçi bu bir şekil unsurudur ama gene de önemli bir göstergedir. Bizde Kur’an abdestsiz ele alınmaz, aşağılarda tutulmaz, daima yüksekçe bir yere konur.
Camiye abdestsiz girmemeye dikkat edilir. Caminin içinde gelişi güzel oturulup kalkılmaz, yatıp uyunmaz, ayaklar kıbleye doğru uzatılmaz. Kutsal günler ve kandil geceleri daha bir coşkuyla karşılanır ve kutlanır. Bunların hepsi de şekle ait şeyler olmakla beraber, Türk boylarındaki din anlayışında kutsala ve kutsallığa daha çok değer verilişinin bir göstergesidir.

Türk Müslümanlığının bir adı da Anadolu Mayası veya Anadolu İrfanıdır. Bu irfanın temel harcı “tasavvuf inanışı”dır. Yesevi geleneği, Yunus Emre, Mevlana, İbn Arabi, bu irfanını besleyen kaynaklardır. Bu topraklarda halkı besleyen Battalname, Saltukname, Danişmendname gibi eserler “ilay-ı kelimetullah” ruhunu beslerken;
Mevlid, Ahmediye, Muhammediye, Envaru- l Aşıkin, Müzekki’n-Nüfus, Marifetname, gibi kitaplar, halkın iç dünyasını mayalayan ürünlerdir. Mevlid, bazı densizlerce küçümsense de metniyle ve icrasıyla hala Anadolu insanı için önemli bir hazinedir.

TAKVA YARIŞI
Türk Müslümanlığı yumuşak, millileşmiş, taassupsuz, geleneklere (kandillere, evliya kültüne, devlet terbiyesine) bağlı bir Müslümanlıktır. Hz. Ali sevgisini, Ehl-i beyt muhabbetini önde tutan, tasavvufi bir Müslümanlıktır.

Türk Müslümanlığında öteki Müslüman milletlere karşı bir üstünlük gütme tavrı yoktur. Bu durum “Ey insanlar sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık” ayetinin yansımasından başka bir şey değildir.
Belki de ümmet içinde daha seçkin bir yer elde etme gayreti ve bir takva yarışıdır.
Çünkü ayetin devamında “Allah katında en değerliniz, kullukta en dikkatli, duyarlı ve bilinçli (takvalı) olanınızdır” buyrulur. (Hucurat, 13)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.